Bitmez tükenmez
martıların haykırışı var yüreğimde sana dair uçup gelen. Bir yarım
sesle sesleniyorum beni duyar mısın? Ayın o acılı suratının ardından
gün doğduğunda, kanatlarını çırpan bir küçük kuş olduğunda sabah,
sen yüreğini geçmişin kirinden arındırıp benim ellerime
koyacakmısın?
Beni sevebilir misin?
Niyetli misin buna ? Sen ilk yazın kuçağında uyurken yağmurlu serin
akşamları düşünüp ödünç verilmiş yataklarda geçirdiğin sevişmeleri
hatırlayıp kahrolacak kadar niyetli misin buna? Toğrağın iliğine ve
kemiğine işleyen çok eski bir yağmur kadar beni içinde barındıracak
mısın? Ay düşmüş toprakta menekşe kokulu öpüşmelerle geçikmiş
iklimlerin ortasındayız seninle.
Zaman durdu sanki
birden tartışmalar bitti. Güneşe dönüyor ayçiçeği gün hızlandığında
ve ben her güne uyandığımda sana dönmeye niyetli. Sana diyor ki
gözlerim; sen bir kırlangıç gibisin. Hayatın sana verdiği uslanmaz
ruhun içinde her baharda bana dönen ama güzün hep göç eden... Ve ben
korkuyorum seni sevmekten. 
Bitmeyen
şarkılarla avunmayacağım bundan böyle. Bak şimdi gökyüzüne, hayali
bir gölgeye dönüşüyor benim bedenim. Her nefesinde solumaya başladın
bile beni. Ve ben korkuyorum. Bir kasımpatı çiçek açıyor sarı taç
yapraklarıyla. Ve gözlerim tiryakisi olduğum kahvenin tadında. Bunu
biliyorum gece parçalanıyor, yıldızlar çıkıyor yüreğimden.
Kirpiklerim titremeye başlıyor. Bu kız çoçuğu yüreğine yumulmuş ve
bir daha ağlamak istemiyor, anlıyor
musun? |